Eti Koruyoruz, Peki Yemi Neden Korumuyoruz?

Eti Koruyoruz, Peki Yemi Neden Korumuyoruz?

29 09 2026, Salı
25
0

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Türkiye’nin tarım ve gıda dış ticaretini gümrük korumaları ve OECD destek verileriyle değerlendirdi. Kahveci, bazı tarımsal ürünlerde yüksek koruma uygulanmasına rağmen üretimin temel girdilerinde dış ticaret açığının sürdüğüne dikkat çekti.
 
Türkiye’nin 2025 yılında tarım ve gıda ihracatı yaklaşık 36,3 milyar dolar seviyesinde kalırken, ithalat 34,1 milyar dolara yükseldi. Böylece dış ticaret fazlası 2,1 milyar dolara geriledi.
 
Kahveci, USDA’nın MFN tarifeleri verilerine göre Türkiye’nin et ve canlı hayvanda dünyada birinci, şekerde birinci, sütte ikinci ve hububatta ikinci sırada korumaya sahip olduğunu belirtti.
 
Buna karşın dış ticaret verilerinde canlı hayvanlarda 1,17 milyar dolar, yağlı tohumlarda 2,49 milyar dolar, yem hammaddelerinde 1,61 milyar dolar ve kimyasal gübrelerde 1,92 milyar dolarlık açık bulunduğunu ifade etti.
 
Hayvancılığın yağlı tohum, küspe, yem, hayvancılık ve et şeklinde birbirine bağlı bir üretim zinciri olduğunu belirten Kahveci, zincirin son halkalarında yüksek koruma uygulanırken ilk halkalarda büyük dış ticaret açıkları verilmesini “Dikey Koruma Paradoksu” olarak tanımladı. Kahveci’ye göre sistemin tamamı değil, belirli halkaları korunuyor.
 
Korumanın maliyetini tüketici mi üstleniyor?
 
OECD verilerinin de tabloyu ortaya koyduğunu belirten Kahveci, 2024 yılında MPS’nin 5,6 milyar dolar, CSE’nin ise -5,3 milyar dolar olduğunu aktardı. Kahveci, korumanın önemli bölümünün bütçeden değil, fiyat sistemi üzerinden finanse edildiğini ve bunun sonucunda maliyetin önemli bir kısmını tüketicinin üstlendiğini ifade etti.
 
Bu noktada asıl tartışmanın “daha fazla korumacılık mı, daha az korumacılık mı?” sorusu olmadığını belirten Kahveci, koruma mimarisinin nasıl tasarlandığının sorgulanması gerektiğini savundu.
 
Kahveci, tarımın yalnızca nihai ürünlerden oluşmadığını, et ve sütün uzun bir üretim zincirinin son halkaları olduğunu belirterek, zincirin son kısmı korunurken ilk halkaların ihmal edilmesinin sistemi değil sonuçları yönetmek anlamına gelebileceğini ifade etti.
 
Türkiye’de yüksek koruma ve MPS’nin yanında ithal yem, yağlı tohum, gübre ve canlı hayvan gerçeğinin bulunduğunu belirten Kahveci, katlanılan maliyetlerin uzun vadede üretim kapasitesine mi dönüştüğü yoksa mevcut yapının devamını mı sağladığının sorgulanması gerektiğini söyledi.
 
“Sorun ithalat değil, sistemin kendisi”
 
Kahveci, Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründe hâlâ net ihracatçı olduğunu belirterek, asıl sorunun ithalatın kendisi olmadığını ifade etti. Et, süt, şeker ve tahılda yüksek koruma bulunmasına rağmen yem, yağlı tohum ve temel girdilerde dışa bağımlılığın sürmesinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
 
Tarım politikalarının aynı zamanda ticaret, sanayi, enflasyon ve arz yönetimi politikalarına dönüştüğünü ifade eden Kahveci, bu hedeflerin her zaman aynı yönde ilerlemediğini kaydetti.
 
Kahveci’ye göre tartışılması gereken korumanın miktarından çok tasarımı. Üretim, girdi, sanayi, ticaret, tüketim ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişkinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Kahveci, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yaklaşımın üretimden tüketime ve girdilerden dış ticarete kadar uzanan bütünlüklü bir tarım sistemi politikası olduğunu ifade etti.
 
Kahveci, değerlendirmesini şu soruyla tamamladı:
 
“Türkiye tarımı mı yönetiyor, yoksa tarımın ortaya çıkardığı sonuçları mı yönetiyor?”

Yorum Yap